16 Kasım 2012 Cuma

Azmin Zafari

Antalya’da diyaliz hastası 17 yaşındaki Cerenay Sarıhan, Akdeniz Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksek Okulu Diyaliz Bölümü’nü kazandı. Altı yıl önce yakalandığı kronik böbrek yetmezliği nedeniyle diyalize girmeye başladığı sırada kendine söz verdiğini belirten Sarıhan, "Diyalize girdiğim günlerde hep Allah’a dua ediyordum. Ben de bir gün okuyup diyaliz hemşiresi olacağım diyordum. Yılmadım, çalıştım ve kazandım" dedi. Antalya’da oturan Cerenay Sarıhan, 11 yaşından beri kronik böbrek yetmezliği ile mücadele ediyor. Sarıhan’ın tek isteği diyaliz hemşiresi olmaktı. Toros Meslek Lisesi’ni bitiren Cerenay Sarıhan, geçen dönem üniversite sınavlarına girerek, Akdeniz Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksek Okulu Diyaliz Bölümü’ne girmeye hak kazandı. İlköğretim ve lise öğrenciliği dönemini, böbrek hastası olarak diyaliz merkezlerinde geçiren Sarıhan, tüm zorlukları yenerek hedefine bir adım daha yaklaştığını, diyalizden kurtulmada kendisi için tek yolun kadavradan nakil olduğunu söyledi. Cerenay Sarıhan şöyle konuştu: "Sağlık Bakanlığı Organ Bekleme Sırası’na 4 yıl önce kaydoldum. Sıramı bekliyorum. Annem kan uyumsuz da olsa böbreğini vermek istiyor. Fakat üniversite hastanesinde kan uyumsuz böbrek nakli yapılmıyor. Özel merkezlere de yaşım 18’den küçük olduğu için nakil için gidemiyoruz. Seçtiğim meslek ve hastalığımın aynı olması benim için şans, belki de ömür boyu diyalize girmek mecburiyetinde kalacağım, diyalize giren hastalarla özel durumum nedeniyle aramızda bir bağ olacak." KAN UYUŞMAZLIĞI Cerenay Sarıhan’ın, annesi Şaziye Sarıhan ve babası Halis Sarıhan ile kan uyuşmazlığı var. Halis Sarıhan aynı zamanda kalp ve şeker hastalığı ile de mücadele ediyor. Çift bu nedenlerle kızlarına böbreklerini veremiyor. Sağlıklı olan akrabaları arasında verici olanlarda yapılan testlerde de kan uyuşmazlığının görüldüğünü belirten Sarıhan, "Benim kan grubum 0 Rh (+), annemin ve babamın kan grupları B Rh (+) olduğu için uyuşmazlık mevcut. Bu nedenlerle sağlığıma kavuşabilmemin tek yolu kadavradan nakil olarak görünüyor. Kendim için olmasa da organ bağışının istenen seviyelere ulaşabilmesi için herkesi organ bağışına davet ediyorum. Bugün biz belki de yarın siz ya da yakınınız organa muhtaç olabilir" dedi.

Destek Ödülü Aldı

Kısa adı RUSİHAK olan Ruh Sağlığında İnsan Hakları Girişimi Derneği’nin kurucularından Şehnaz Layıkel en geniş sosyal girişimci ağlarından biri olan Ashoka’nın üyeliğine seçildi. Acil toplumsal sorunlara sistematik ve kalıcı çözümler getiren sosyal girişimcileri destekleyen Ashoka halen 70 ülkede 3 bin sosyal girişimciyi kamu, özel sektör ve sivil toplum liderleriyle buluşturuyor. Layıkel RUSİHAK’da psikiyatri hastalarının maruz kaldığı ayrımcılığı önlemek için faaliyetlerde bulunuyor. Ashoka’nun ilaç firması Boehringer Ingelheim ortak yürüttüğü sosyal sorumluluk projesi “Daha Fazla Sağlık” kapsamında da Layıkel sağlık alanındaki sosyal girişimciliğiyle 3 yıl boyunca desteklenmeye hak kazandı. Projesini büyütmek ve geliştirmek için maddi desteğin yanı sıra PR desteği verilecek. Zihin ve ruh sağlığı alanında Türkiye’nin ilk ve tek savunuculuk derneği olan RUSİHAK’ın temel amacı diğer sivil toplum kuruluşlarıyla birlikte zihin ve ruh sağlığı alanında uluslararası standartların hayata geçirilmesini sağlamak, bu alanda sorun yaşayan bireyleri güçlendirmek ve toplumsal yaşama tam ve eşit katılımının önündeki yasal ve sosyal engelleri kaldırmak için yenilikçi faaliyetler yürütmek. RUSİHAK NE YAPIYOR? RUSİHAK halen sağlık bakanlığı, Türkiye Psikiyatri Derneği’yle birlikte Türkiye’nin gelecekteki ruh sağlığı yasasının hazırlanmasına çalışıyor. Türkiye’nin büyük ruh sağlığı hastanelerinin ve rehabilitasyon merkezlerinin bulunduğu illerde Avrupa Birliği desteğiyle kaliteli hizmet verilmesini sağlamak için ulusal sivil izleme mekanizmaları kuruyor. Sabancı Vakfı’nın mali desteğiyle yürüttüğü bir çalışmada, Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi bünyesinde farklı servislerden hasta temsilcilerinden ve dışarıda bulunan temsilcilerden oluşan bir hasta konseyi oluşturdu. Psikiyatrik teşhis almış ve zihinsel engelli bireylerle yakınlarına yönelik bir danışma hattı kuruldu. Telefon hattı aracılığıyla bireyler, çeşitli alanlarda mevcut hakları konusunda bilgilendiriliyor, mümkün ve gerekli olan durumlarda avukatlarla görüştürülüyor ve hukuki mücadelelerine destek veriliyor. İsveç Konsolosluğu ve Açık Toplum Vakfı’nın desteğiyle Avrupa’da zihin ve ruh sağlığı alanındaki iyi örnekleri yerinde inceleyip politika önerileri geliştiriyor. KLİNİK PSİKOLOG ŞEHNAZ LAYIKEL KİMDİR? 1975 yılında İstanbul’da doğdu. 1997 yılında Boğaziçi Üniversitesi İşletme Bölümü’nden mezun olduktan sonra 1999 yılında sivil toplum alanına yöneldi. Çeşitli sivil toplum kuruluşlarında kadın hakları ve çocuk hakları ile ilgili çalışmalar yürüttükten sonra New York Üniversitesi’nde Uluslararası Travma Çalışmaları Programı’na devam etti. Daha sonra Yıldız Teknik Üniversitesi’nde Sanat ve Tasarım, İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde ise Klinik Psikoloji yüksek lisansını tamamladı. 2003-2006 yılları arasında Mental Disability Rights International’ın Türkiye temsilciliğini yürüttü. 2006 yılında altı kurucu üye (Mesut Demirdoğan, Zafer Kıraç, Can İlbey, Nilay Kacar, Billur Uğursal, Yalçın Eryiğit) ile birlikte RUSİHAK’ı kurdu. Halen RUSİHAK’ın genel koordinatörlüğünü yürütüyor.

Hayatını Kurtaran İlik Çok Uzaklardan geldi

ABD'den gelen ilik hayatını kurtardı Adana'da, lösemi hastası Özel Çağ Üniversitesi Uluslararası Finans Bölümü son sınıf öğrencisi 24 yaşındaki Canan Deniz Günay’a, ABD’de bir gönüllünün verdiği kemik iliği nakledildi. Bağışı yapan gönüllü ABD'yi etkisi altına alan Sandy Kasırgası'na rağmen ulaşım engelini aşıp bağışı gerçekleştirdi. Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi Adana Uygulama ve Araştırma Merkezi’nde yaklaşık 7 ay önce lösemi teşhisi konulan ve bir süre kemoterapi gören Canan Deniz Günay’a kemik iliği bulunabilmesi için 3 kardeşi ve yakınlarına tarama yapılmasına karşın, uygun verici bulunamadı. Bunun üzerine Ulusal Kemik İliği Bankası aracılığı ile yurt içi ve yurt dışı taramalar yapıldı. Umutların tükendiği anda ABD’nin New York kentinden müjdeli haber geldi. Doku grubu tam uyan, kurallar gereği de kimliği açıklanmayan ABD’li bağışçıdan alınan kemik iliği, yaklaşık 20 saat süren yolculuğun ardından İstanbul’a ulaştırıldı. Ardından da Alman kurye Werner Paulus tarafından Adana’ya getirilen ilik, laboratuvar incelemesinden geçirildi. Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi Adana Uygulama ve Araştırma Merkezi Klinik Direktörü Prof. Dr. Hakan Özdoğu, Medikal Direktörü Prof. Dr. Can Boğa ile Hücre İşleme Direktörü Doç. Dr. İlknur Kozanoğlu tarafından Canan Deniz Günay’a ilik başarıyla nakledildi. NAKİL KASIRGA DİNLEMEDİ / Foto Galeri İlik naklinden sonra kendisini iyi hissettiğini belirten Canan Deniz Günay da, hastalığı nedeniyle ara vermek zorunda kaldığı okulunu bitirmek istediğini söyledi. Diplomasını alarak başarılı bir iş kadını olmak istediğini belirten Günay, "Tamamen iyileşip ayağa kalkacağım günü sabırsızlıkla bekliyorum. Çok mutluyum. Tanımadığım bir kişinin iliği bana umut oldu" dedi. SANDY KASIRGASINA RAĞMEN Prof. Dr. Hakan Özdoğu ise kemik iliği vericisinin Sandy kasırgasının vurduğu ABD’nin doğu sahillerinde yaşadığını, bu durumun ulaşım açısından bir takım zorlukları da beraberinde getirdiğini söyledi. Bu gibi durumlarda gönüllü bağışçılar arasından doku grubu uyumlu olan kişilerin arandığını kaydeden Prof.Dr. Özdoğu, "Uygun alıcı adayı bulunduğunda verici ile irtibata geçilerek, kararının değişip değişmediği sorulur. ABD’deki bu kişi felaket bölgesinde yaşamasına rağmen bu bağışından vazgeçmediğini bildirerek, iliğin alınmasını sağlamış. Kasırga nedeniyle vazgeçmiş olsaydı yapılabilecek hiç bir şey olmazdı. Üstelik hastamızın da durumu kritikti" diye konuştu. Prof. Dr. Can Boğa da nakil işleminin ardından iliğin yerleşme aşamasının büyük önem taşıdığını, bu sürenin yaklaşık 2 haftayı bulabildiğini anlattı. Bu sürecin ardından en az 2 yıl hastanın fırsatçı enfeksiyonlar ve tedavi ilişkili komplikasyonlar yönünden çok yakından izleneceğini bildiren Prof.Dr. Boğa, şöyle konuştu: "Aile bağı bulunmayan bir vericinin tam doku uyumu olasılığı 150 binde birdir. Bu nedenle hastamız için iliğin bulunması büyük bir şans. Hastamızın ve ailesinin her zaman metanetlerini koruması ve umutlarını hiç kaybetmemesi bu dönemde bizim işimizi kolaylaştırdı. Çünkü bu hastalıkla mücadelede moral çok önemli."

Hayatını Kurtaran İlik Çok Uzaklardan geldi

ABD'den gelen ilik hayatını kurtardı Adana'da, lösemi hastası Özel Çağ Üniversitesi Uluslararası Finans Bölümü son sınıf öğrencisi 24 yaşındaki Canan Deniz Günay’a, ABD’de bir gönüllünün verdiği kemik iliği nakledildi. Bağışı yapan gönüllü ABD'yi etkisi altına alan Sandy Kasırgası'na rağmen ulaşım engelini aşıp bağışı gerçekleştirdi. Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi Adana Uygulama ve Araştırma Merkezi’nde yaklaşık 7 ay önce lösemi teşhisi konulan ve bir süre kemoterapi gören Canan Deniz Günay’a kemik iliği bulunabilmesi için 3 kardeşi ve yakınlarına tarama yapılmasına karşın, uygun verici bulunamadı. Bunun üzerine Ulusal Kemik İliği Bankası aracılığı ile yurt içi ve yurt dışı taramalar yapıldı. Umutların tükendiği anda ABD’nin New York kentinden müjdeli haber geldi. Doku grubu tam uyan, kurallar gereği de kimliği açıklanmayan ABD’li bağışçıdan alınan kemik iliği, yaklaşık 20 saat süren yolculuğun ardından İstanbul’a ulaştırıldı. Ardından da Alman kurye Werner Paulus tarafından Adana’ya getirilen ilik, laboratuvar incelemesinden geçirildi. Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi Adana Uygulama ve Araştırma Merkezi Klinik Direktörü Prof. Dr. Hakan Özdoğu, Medikal Direktörü Prof. Dr. Can Boğa ile Hücre İşleme Direktörü Doç. Dr. İlknur Kozanoğlu tarafından Canan Deniz Günay’a ilik başarıyla nakledildi. NAKİL KASIRGA DİNLEMEDİ / Foto Galeri İlik naklinden sonra kendisini iyi hissettiğini belirten Canan Deniz Günay da, hastalığı nedeniyle ara vermek zorunda kaldığı okulunu bitirmek istediğini söyledi. Diplomasını alarak başarılı bir iş kadını olmak istediğini belirten Günay, "Tamamen iyileşip ayağa kalkacağım günü sabırsızlıkla bekliyorum. Çok mutluyum. Tanımadığım bir kişinin iliği bana umut oldu" dedi. SANDY KASIRGASINA RAĞMEN Prof. Dr. Hakan Özdoğu ise kemik iliği vericisinin Sandy kasırgasının vurduğu ABD’nin doğu sahillerinde yaşadığını, bu durumun ulaşım açısından bir takım zorlukları da beraberinde getirdiğini söyledi. Bu gibi durumlarda gönüllü bağışçılar arasından doku grubu uyumlu olan kişilerin arandığını kaydeden Prof.Dr. Özdoğu, "Uygun alıcı adayı bulunduğunda verici ile irtibata geçilerek, kararının değişip değişmediği sorulur. ABD’deki bu kişi felaket bölgesinde yaşamasına rağmen bu bağışından vazgeçmediğini bildirerek, iliğin alınmasını sağlamış. Kasırga nedeniyle vazgeçmiş olsaydı yapılabilecek hiç bir şey olmazdı. Üstelik hastamızın da durumu kritikti" diye konuştu. Prof. Dr. Can Boğa da nakil işleminin ardından iliğin yerleşme aşamasının büyük önem taşıdığını, bu sürenin yaklaşık 2 haftayı bulabildiğini anlattı. Bu sürecin ardından en az 2 yıl hastanın fırsatçı enfeksiyonlar ve tedavi ilişkili komplikasyonlar yönünden çok yakından izleneceğini bildiren Prof.Dr. Boğa, şöyle konuştu: "Aile bağı bulunmayan bir vericinin tam doku uyumu olasılığı 150 binde birdir. Bu nedenle hastamız için iliğin bulunması büyük bir şans. Hastamızın ve ailesinin her zaman metanetlerini koruması ve umutlarını hiç kaybetmemesi bu dönemde bizim işimizi kolaylaştırdı. Çünkü bu hastalıkla mücadelede moral çok önemli."

Doktoru Tekme Tokat Dövdüler

Görevi başında bir asistan hekime saldıran hasta yakınları 6000 TL para cezasına mahkum oldu. Ankara 3. Sulh Ceza Mahkemesi’nde 07 Kasım’da sonuçlandırılan davada, görevli memuru yaraladıkları gerekçesiyle sanıklar hakkında toplamda 6000 TL para cezası kararı verildi. Sanıkların sabıkası bulunmaması nedeniyle cezaları ertelendi. KADIN HEKİMİN BOĞAZINI SIKTILAR Dr. Sami Ulus Kadın Doğum, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde Nisan 2011’de yaşanan olayda, çocuklarını hastane acil servisine getiren karı koca acil serviste görev yapan bir kadın asistan hekime fiziksel saldırıda bulunmuştu. Kendisine yumrukla vurulan ve boğazı sıkılan hekim, Ankara Tabip Odası’na başvurarak hukuki destek talep etmişti. ATO Hukuk Bürosu’nun girişimleri ile saldırgan hasta yakınları hakkında Ankara 3. Sulh Ceza Mahkemesi'nde kamu davası açıldı ve sanıklar "kamu görevlisine yönelik basit yaralama" suçundan yargılandılar. ATO Hukuk Bürosu tarafından mağdur hekim adına takip edilen davada sanıklar 7 Kasım’da son savunmalarını sundu. Hekime saldırı suçlamasını reddeden sanıklar, hekimin ve hastane özel güvenlik görevlilerinin saldırdığını iddia etse de, ATO avukatı Ender Büyükçulha, suçun tanık beyanları ve kanıtlarla ispatlanmış olduğunu, hekimlere yönelik şiddet olaylarının artarak sürdüğü ülkemizde caydırıcılığın sağlanması için sanıkların cezalandırılmasını talep etti. Son savunmaların ardından kararını açıklayan Mahkeme, sanıkların suçunu sabit görerek her bir sanık için 3000 TL ve toplamda 6000 TL adli para cezası kararı verdi. Sanıkların sabıkalarının olmayışını dikkate alan Mahkeme, hükmün açıklanmasını beş yıl süreyle geri bıraktı. Sanıklar beş yıl içinde yeni bir kasıtlı suç işlerlerse söz konusu ceza kararı infaz edilecek. Öte yandan, sanıklar hakkında ceza kararı verilmiş olsa da "hükmün açıklanmasının geri bırakılması" ve böylelikle cezanın infaz edilmeyecek oluşu, hekime yönelik şiddet olaylarında caydırıcılığın sağlanması için yeni bir yasal düzenleme yapılması gereğini de bir kez daha ortaya koymuş oluyor.

Amerika'da Şeker Hastası Sayısı Artıyor

ABD'de korkutan artış Amerika Birleşik Devletleri'nde son 15 yılda diyabetli yetişkinlerin sayısında ciddi bir artış gözlendi. ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi'nin (CDC) yayımladığı raporda, 1995'den 2010'a kadar tip 2 diyabetin ülkenin 32 eyaletinde en az yüzde 50, 18 eyaletinde ise yüzde 100'den fazla arttığı ortaya çıktı. CDC yetkilisi Linda Geiss, en çok artışın ülkenin güneyinde, batısında ve kuzeydoğusunda yaşandığını belirtti. Geiss, yetişkinlerde şeker hastalığına yakalanma oranındaki en büyük artışın güneydeki eyaletlerden Oklahoma (yüzde 226), Georgia (yüzde 145) ve Alabama'da (yüzde 140) yaşandığına dikkati çekti. Uzmanlar, bu rakamın ilerleyen yıllarda daha da artacağını ifade ederken obezitenin de diyabete neden olan etmenler arasında yer aldığını belirtti. Tip 2 diyabetin bu derece artışının, değişen yaşam tarzı ve beslenme alışkanlıklarından kaynaklandığı ifade edildi. 1995 yılında ABD'de yalnızca 3 eyalette tip 2 diyabete rastlanırken, diyabet hastalarının oranı yüzde 7'nin altındaydı. Yetişkinlerde görülen tip 2 diyabet, pankreasın salgıladığı ve kandaki şekerin vücut tarafından kullanılmasını sağlayan insülin salgısının, yeterli miktarda üretilememesi sonucu ortaya çıkıyor. Her yıl 14-21 Kasım, Dünya Diyabet Haftası olarak kutlanıyor.

Hastalık Riski Artıyor

Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Erim Gülcan, böbrek hastalarının kalp krizi geçirme oranının daha fazla olduğunu belirterek, “Normal bir insanın kalp krizi geçirme riski bir iken, böbrek hastalarında 30-40 kat daha fazla” dedi. Gülcan, uzun süre böbrek yetmezliği olan bir vücutta kalbin kasılmasının azaldığını, dolayısıyla kalp yetmezliğinin görüldüğünü söyledi. Böbrek hastalarında bazı semptomların görüldüğünü dile getiren Gülcan, “Nefes darlığı, yürümekte zorlanma, çabuk yorulma gibi semptomlar görülüyor. Çoğunlukla bizim hastalarımızda bu üremik olabiliyor” dedi. Gülcan, böbrek hastalarının yaklaşık yüzde 40-45'inin kalp krizinden hayatını kaybettiğini ifade ederek, şöyle devam etti: “Böbrek hastalarının kalp krizi geçirme oranı, normal insanlara göre çok daha fazla. Normal bir insanın kalp krizi geçirme riski bir iken, böbrek hastalarında 30-40 kat daha fazla. Çünkü uzun yıllar yapılan çalışmalarda, '20 yılda kalp krizi geçirme riski ne kadar diye' bakıldığında, kardiyovasküler hastalığın eş değeri olan hastalıklardan bir tanesi de kronik böbrek hastalığı, yani böbrek yetmezliği olan hastalardır. Bu hastaların 20 yılda, yüzde 20'nin üzerinde kalp krizi geçirme riski var. Hatta bir böbrek hastası 10 yılda, 20 ya da 30'un üzerinde kalp krizi geçirme riski bulunuyor. Bütün böbrek hastalarını, kalp damar hastasıymış gibi kabul etmek gerekiyor.” "NAKİLLERLE KALP KRİZİ RİSKİNİ AZALTIYORUZ" Böbrek nakli konusunda herkesin daha duyarlı olması gerektiğini vurgulayan Gülcan, “Böbrek hastası, her zaman normal hayatını hemodiyalizle sürdürebiliyor. Ama aslında o normal bir hayat olmuyor. Yani bunu bir tedavi şekli değil, sadece destekleyici bir tedavi yöntemi olarak düşünmek lazım. Dolayısıyla bu hastalar için organ bağışı yapacak kişilerin bir kere daha düşünmesi gerekiyor” diye konuştu. Organ bağışı yapmanın hayat kurtardığını vurgulayan Gülcan, şunları kaydetti: “Nakil yaptığımız zaman hastaların hayatlarında tamamen bir değişiklik yapıyoruz. Kalp krizi riskini azaltıyoruz, ölüm riskini azaltıyoruz, hayat kalitesini artırıyoruz. Yani haftada 3 kere hemodiyalize giren bir hasta, 4'er saat olmak üzere toplam 12 saat böbreği çalışıyor. Ama normal bir insanın böbreği devamlı çalışıyor. Dolayısıyla bir böbrek takıldığında, böbrek o hastanın hayatını tamamen değiştiriyor ve normal kişi gibi hayatına devam ediyor. Kalp krizi riskini de büyük oranda azaltıyor. Hatta hastaya nakil yapıldığında, kalp krizine neden olan bu durumu geriye dönebiliyor.”

Avrupa Birliği Aşıya Onay Verdi

AB'nin en önemli ilaç denetim kuruluşu olan Avrupa İlaçlar Kurumu, Avrupa Komisyonu'na ilaç şirketi Novartis'in B tipi menenjit için geliştirdiği aşının onaylanması tavsiyesinde bulundu. Novartis şirketi yetkilisi Andrin Oswald onaylama kararı üzerine yaptığı yazılı açıklamada, şirketinin “Bexsero” adı verilen aşıyı geliştirmek konusunda kaydettiği büyük ilerlemeden gurur duyduğunu belirtti. Çoğunlukla bebekler ve yürüme çağına gelmemiş çocuklarda görülen bakteriyel menenjit hastalığının 5 tipi bulunuyor. Diğer 4 tipe karşı koruma sağlayan aşılar bulunmuş olmasına karşın, Avrupa'da en yaygın olarak görülen B tipi menenjit hastalığı için daha önce geliştirilmiş bir aşı bulunmuyordu. Hastalığa yakalananların yüzde 8'inde ölümle sonuçlanan menenjit, diğerlerinde ise beyin hasarı gibi hayat boyu sürecek sağlık sorunlarına neden oluyor. Novartis ilaç şirketi, geliştirdiği aşıyı Avrupa'dan sonra ABD'de de test etmeyi amaçlıyor.