29 Eylül 2012 Cumartesi
Altın Fiyatları Ne Olur?
Altın fiyatları son yılların en büyük yükselişini yaptı ve adeta rekor kırdı. 9 Eylül tarihinden itibaren altın ani bir şekilde yükseldi. Altın fiyatlarındaki bu yükseliş herkesi şaşırtırken, yatırımcı kazanmaya devam ediyor. Altın fiyatlarındaki yükseliş yeni yatırımcıları altına yönlendiriyor. Altın fiyatlarında düşüş olabilme ihtimali yatırımcıları heyecanlandırırken, altın sahiplerini ise korkutuyor. Bu yüzden altın fiyatlarının en zaman yükselip ne zaman eski seviyesine düşeceği konusunda birçok söylenti yapılıyor.
Ekonomi uzmanları tarafından yapılan tahminlere göre altın fiyatlarının yıl sonuna kadar tekrar eski seviyesine dönebileceği konuşuluyor. Altın fiyatlarındaki düşüşün bir anda kasım sonu ve aralık başı gibi olabileceği ekonomi uzmanları tarafından belirtilirken, bazı ekonomi uzmanları ise yılbaşın yeni artışın olabileceğine dikkat çekiyor. Ekonomi uzmanları altındaki yükselişin çin ve hindistan yaşanan evlilik vb. olayların etkili olduğunu dile getiriyor. Altın fiyatları önümüzdeki günlerde bu seviyelerden satılmaya devam edeceğe benziyor. Ayrıntılı bilgiyi http://www.firsthaber.net/ekonomi adresinden takip edebilirsiniz.
12 Eylül 2012 Çarşamba
Paso Yenileme 2012
Kuzey Güney dizisi 2012-2013 sezonuna bomba gibi girdi. 12 eylül 2012 tarihinde yeni bölümleriyle başlayan Kuzey Güney dizisinde Ali karakterini canlandıran Rıza Kocaoğlu diziden ayrıldı. Kuzey Ali'yi öldüren Ferhat'ın peşinde. Ferhat'ı öldürmek isteyen Kuzey Cemre'ye aşkını ilan etti ve sevdiğini söyledi. Kuzey Güney dizisi önümüzdeki haftalarda yeni bölümleriyle Kanal D ekranların izleyicileri ekran başına toplamaya devam edecek.
Okullar önümüzdeki hafta açılacak. 17 eylül 2012 pazartesi günü açılacak olup tablet dağıtılacak okullar merak konusu oldu. Geçtiğimiz yıl okullar tablet dağıtılacağı ve artık öğrenciler okul çantası taşımak zorunda kalmayacağı söylenmişti. Deneme amaçlı bazı liselere dağıtılan tabletlerin bu yıl daha fazla okula dağıtılması bekleniyor. Tablet dağıtılacak okullar ise önümüzdeki günlerde belli olacaktır.
2012 yılında eğitim öğretim dönemi başladı. Yeni öğretim yılında paso yenileyecek olanlar ve yeni paso alacak öğrenciler bulunuyor. Öğrenci paso ücreti 1,10 TL olurken, 17 eylül 2012 tarihinde zamlı paso ücretleri geri alınarak tekrar 1 TL olacak. Otobüs, Metro, Metrobüs vb. pasonun geçtiği her yerde tam bilet fiyatları ise 1,95 TL oldu. Paso yenileme ve paso başvurusu için www.FirstHaber.net adresinden bilgi alabilirsiniz.
2 Eylül 2012 Pazar
Okul çantalarında yasaklı 'fitalat' maddesi bulundu
Amerika'da yayınlanan bir araştırmada, okul malzemelerinin yüzde 75' inde oyuncaklarda kullanılması yasaklanmış olan ‘fitalat' grubundan toksik kimyasal maddeler bulunduğu belirtildi.
Prof. Dr. Rasim Küçükusta, yaptığı açıklamada, kısa adı CHEJ olan Sağlık, Çevre ve Adalet Merkezi (Center for Health, Environment & Justice) isimli kuruluşun, New York'ta bazı mağazalardan rastgele satın aldığı dünyaca tanınmış firmaların imalatı olan sırt çantası, beslenme çantası, yağmurluk, bot ve üç halkalı klasörden oluşan 20 çeşit üründe fitalat miktarlarını ölçtürdüğünü söyledi. İki kez tekrarlanan testlerden, 20 üründen 16'sında fitalat bulunduğu, 15 üründe bulunan fitalat miktarının izin verilen seviyeden yüksek çıktığı belirtildi.
Test edilen ürünlerin hiçbirisinde fitalat ihtiva ettiğine dair hiçbir uyarının olmadığına dikkat çeken Prof.Dr. Rasim Küçükusta, şöyle dedi:
''Test edilen sırt çantaları, oyuncaklarda müsaade edilenin 69 misli, beslenme çantalarında ise 27 ila 29 misli fazla fitalat tespit edildi. Bu ürünlerde fitalatlardan başka sağlığa zararlı kurşun, kadmiyum ve organotin gibi kimyasallar da bulundu.''
FİTALATLARIN KANSER ETKİSİ
Prof.Dr. Rasim Küçükusta, fitalatların başta kanser olmak üzere insan sağlığına çok yönlü zararlarının olduğuna da dikkat çekerek, şöyle devam etti:
"'Toplam 8 türü olan fitalatlar, kısaca PVC olarak bilinen poli vinil kloriti yumuşatmak ve daha elastik hale getirmek için kullanılıyor. Tıpkı sert plastik elde etmek için kullanılan bisfenol A gibi hormon bozucu kimyasallardan olan fitalatların, doğumsal gelişim kusurları, dikkat eksikliği hiperaktivite sendromu, kısırlık, erken buluğa erme, astım, obezite ve kanserler' ile ilişkilendiren hayvanlar üzerinde yapılmış olan pek çok araştırma var. Bu yüzden de Amerika'da fitalatların oyuncak, diş kaşıma halkaları ve benzeri ürünlerde binde 1′ den fazla konsantrasyonda kullanılması çocukların bu tür ürünleri çiğnedikleri ve emdikleri gerekçesiyle 2008 yılında yasaklanmıştı.''
TÜRKİYE'DE DE VAR
Prof.Dr. Rasim Küçükusta, Türkiye'de üretilen ve satılan bir çok kırtasiye malzemesinde ve çantalarda fitalat bulunduğunu da belirterek şöyle devam etti:
''Bu raporda sözü geçen tüm ürünler ülkemizde de var ve marka düşkünü aileler tarafından da üstelik çok pahalı fiyatlara kapış kapış alınıyor. Bizde bu tür ürünlerin alıcısı pek çok ama bunlarda bulunan kimyasalları kendine dert edinen ve zararlarını araştıracak insan çok az veya hatta hiç yok. Aldığınız üründe PVC olup olmadığını kontrol edin ve PVC olanlardan mutlaka uzak durun. Fitalat ihtiva eden ürünlerin alternatifleri olduğunu unutmayın. Fitalatlar, özellikle çocuklar tarafından kullanılan her türlü malzemede yasaklanmalı ve ürünlerin fitalat ihtiva ettiği etiketlerinde açıkça belirtilmelidir. Çocuk oyuncaklarında yasaklanan fitalatlara çeşitli okul malzemelerinde kullanılmasına izin veriliyor olması, tamamen kimya endüstrisinin gücü sayesindedir.''
yeni doğan bebeklerin banyosunda kullanılmaması gereken ürünler
Yeni doğan bebeklerin yetişkin sabunu ve şampuanıyla yıkanması halinde ciltlerinin tahriş olabileceği belirtildi. Uzmanlar, yeni doğanların yıkanması sırasında kullanacak ürünlerin hijyenik ve alerji yapmayan türde olmasının önemine dikkat çekiyor.
Manavgat Devlet Hastanesi Başhekimi ve Çocuk Hastalıkları Uzmanı Dr. Mehmet Kuru, bebekleri banyo yaptırmada kullanılan sabun ve şampuanın yumuşak ve hassas ciltlere göre üretilmiş olması gerektiğini söyledi. Yetişkin sabun ve şampuanıyla banyo yaptırılmasının bebeğin cilt sağlığı için zararlı olduğunu belirten Kuru, ciltte tahriş, kızarıklık ve kaşıntının oluşmaması için organik ürünlerden yapılmış çocuk ürünlerinin kullanılmasının yararlı olacağını kaydetti.
Bebeğin cildinin sıcak su temasıyla tahriş olmaması ve yanmaması için su sıcaklığının 36,5 derece olması gerektiğinin altını çizen Kuru, bebeğin kulaklarına su kaçmaması için pamuk ve kulak koruyucu kullanılmasının yararlı olacağını ifade etti.
Kuru, "Doğru ürünlerle banyo yaptırmak bebeğin rahat bir şekilde uyumasını sağlar. Bebeğin rahat bir şekilde uyuması için cilt sağlığı çok önemli. Çocuklar kesinlikle yetişkinlere ait banyo malzemeleriyle banyo yaptırılmamalı.
Bebeklerin ciltleri yumuşak ve hassas olduğu için özel bakıma ihtiyaçları var. Yetişkinlere ait banyo ürünleri bebeğin cildini tahriş eder ve alerji oluşturur. Bu da bebeğin uyku düzeninin bozar." dedi.
Bazı ailelerin bebeklerinin güzel kokması için losyon kullandığını anlatan Kuru, bebeğin cildinin kuru olmadığı sürece losyon kullanımına gerek olmadığını söyledi. Annelerin bebeklerinin yıkadıktan sonra asla yetişkinlerin kullandığı gereçlerle kulaklarının temizlenmemesini tavsiye eden Kuru, bu tür temizleyicilerin yeni dünyaya gelen bebeklerin kulağın iç bölgesinde kalıcı rahatsızlık verdiğini ve bebeklerin sağlığı için kullanılmamasını istedi.
Türkiye'de ilk kez gerçekleştirilen bir yöntemle sağlığına kavuştu
Antalya'da böbrek damarındaki darlık nedeniyle 8 yaşında tansiyon hastası olan ve günde 4 farklı tansiyon ilacı kullanan Mustafa Tuncay Mete, Türkiye'de ilk kez gerçekleştirilen bir yöntemle sağlığına kavuştu.
Akdeniz Üniversitesi Organ Nakli Merkezi'nde ameliyat edilen Mustafa Mete'nin böbreği çıkarıldıktan sonra atardamarının dar olan kısmı kesildi. Ardından böbrek tekrar nakledildi. Tansiyonu düzelen Mustafa, ilaçlardan ve bitmek bilmeyen baş ağrısından kurtuldu.
8 YAŞINDA TANSİYON HASTASI
Antalya'da yaşayan lise öğrencisi 16 yaşındaki Mustafa Tuncay Mete, 8 yıl önce şiddetli baş ve karın ağrısı şikayetiyle hastaneye kaldırıldı. Yapılan tetkiklerde küçük çocuğun tansiyon hastası olduğu ve tansiyonun 200'lere çıktığı belirlendi. Tansiyonunun nedenini belirlemek için araştırma yapan doktorlar, yüksek tansiyonun sol böbrek atardamarının dar olmasından kaynaklandığını tespit etti. Bunun üzerine anjiyo yaparak damarın genişletilmesine karar verildi. Ancak 8 kez anjiyo yapılmasına rağmen başarılı olunamadı.
SAĞLAM DAMARA BAĞLANDI
Henüz 8 yaşında tansiyon ilacı kullanmaya başlayan Mustafa Tuncay Mete'nin baş ağrıları ve kullandığı ilaç sayısı her geçen gün artından dar olan atardamara cerrahi müdahale yapılmasına karar verildi. Akdeniz Üniversitesi Organ Nakli Enstitüsü Müdürü Doç. Dr. Ayhan Dinçkan ve Yrd. Doç. Dr. Ayhan Mesci tarafından ameliyata alınan Mustafa'nın böbreği, laparoskopik yöntemle çıkarıldı. Ardından damarın dar olan kısmı kesilip, böbrek aynı kesikten tekrar sağlam damarlara nakledildi.
İLAÇLARDAN VE BAŞ AĞRISINDAN KURTULDU
Operasyonun ardından sağlığına kavuşan Mustafa Mete, hem tansiyon ilaçlarından hem de şiddetli baş ağrılarından kurtuldu. Sağlığına kavuştuğu için çok mutlu olduğunu söyleyen Mete, "Hastalığım nedeniyle haftanın 5 günü hastaneye gidiyordum. Hiçbir sosyal aktiviteye katılamıyordum. Bisiklete bile binemiyordum. Çok istememe rağmen karete yapamıyordum ve futbol oynayamıyordum. Hocalarımdan da izin aldım, spor yapacak düzeye geldiğimde karete kursuna yazılacağım" dedi.
ÇOK NADİR RASTLANAN BİR DURUM
Mustafa Tuncay Mete'ye çok nadir görülen bir tansiyon hastası olduğunu belirten Doç. Dr. Ayhan Dinçkan ise, "Mustafa renovasküler hipertansiyon hastasıydı. Tansiyon sorununu düzeltmek için çeşitli müdahaleler yapılmış, ancak sonuç alınmayınca cerrahi müdahaleye karar verildi. Operasyonda böbreği laparoskopik yöntemle çıkardık. Atardamarın dar olan kısmını aldıktan sonra böbreği aynı kesikten naklettik. Bu çok nadir yapılan bir operasyon ve Türkiye'de ilk kez yapıldı. Ameliyattan önce tansiyonu 200'lere çıkıyordu, şimdi 120'lerde ve hiç ilaç kullanmıyor" diye konuştu.
kalp kapağının başarılı bir şekilde değiştirilmesiyle sağlığına yeniden kavuştu
ESKİŞEHİR’de, bitkinlik ve ani tansiyon değişimleri şikâyetiyle hastaneye başvuran Saadet Özkan’ın, yapılan test ve tetkiklerinin ardından, kalp kapağının işlevini yerine getiremediği belirlendi.
Doç. Dr. Selami Doğan ve Op. Dr. Metehan Kılıç yönetimindeki bir ekip ile ameliyata alınan 86 yaşındaki Özkan, 4.5 saat süren zorlu operasyonun ardından kalp kapağının başarılı bir şekilde değiştirilmesiyle sağlığına yeniden kavuştu.
Özkan’ın sağlık durumunun iyi olduğu belirtildi. Ameliyatı gerçekleştiren doktorlardan Doç. Dr. Selami Doğan, “Hastamızın ameliyatımızı daha da zorlaştıracak farklı hastalıkları olmaması bizim için olumlu bir gelişmeydi. Hastamızın durumu çok iyi” dedi.
yanlış algılar söz konusu olabiliyor
Uzmanlar, bir çocuğun kimlik gelişiminde anne ve babanın varlığı, onların bir konu hakkındaki bakış açıları ile duruş ve tepkilerinin büyük önem taşıdığını belirtiyor. Bir çocuğun doğru ve yanlışları, sınırlarını ve sınırlarını korumayı yine ailesinden öğreneceği belirtiliyor. Babaların kızlarını dudaklarından öpmelerinin yadırgandığı ve doğal kabul edildiği ülkeler bulunsa da, bizim kültürümüzde bunların tepki gördüğü ve doğru bulunmadığı belirtiliyor. Erişkin ve Çocuk Psikiyatrileri Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Nüket İşiten, “Böyle bir davranış çocuk küçükken fazla yadırganmasa da, bu durum belirli yaştan sonra tepki topluyor” diyor. Normal kavramının toplumdan topluma değiştiğine dikkat çeken İşiten, bazı toplumlarda küçük bir çocukta sevimli görülen davranışın büyüyünce tepki çektiğini söylüyor.
CİNSEL KİMLİK 3-5 YAŞ
Cinsel kimliğin kazanıldığı dönem; 3 5 yaş arası olup o dönemde cinsel kimlik, “Oedipus kompleksi” denilen süreç çözümlenerek yapılandırılıyor. Kız çocukların babaya, erkek çocuklarının ise anneye aktarımları olsa da, bu bilinen aşktan daha farklı değerlendiriliyor. Bunun, kişinin kendi cinsel kimliğinin karşı cinse, “aynalama” yapılarak kazanılma süreci olduğu belirtiliyor. Bu süreç sağlıklı atlatılamadığında, kişide bu döneme ilişkin takıntılar kalıyor. Psikolojik açıdan her gelişimsel dönemin kendine özgü ve çözümlenmesi gereken çatışmaları bulunuyor. Bireyin bunları sırasıyla ve aşamalı olarak yaşamasının, bir dönem yaşanan sorunun kendisinden sonra gelen dönemin daha rahat atlatılmasına neden olduğu belirtiliyor.
ÇOCUK İSTİSMARA AÇIK OLMAMALI
CİNSEL kimliğin kazanıldığı dönemde, bu kimliğe yönelik aşırı vurgulamaların yapılması doğru bulunmuyor. “Arslan oğlum göster bakalım pipini” türü cümleler kurmak ve bazı yörelerde çocuğu severken cinsel ima, şaka ya da korkutmalarda bulunmak gibi. Tamamen yok saymak ve inkâr etmek de yanlış görülüyor. Her çocuğu, yaşına ve cinsel kimliğine uygun giydirmek ve davranmak gerekiyor. Bunun yanında vücudun “özel bölgeleri” olduğunun vurgulanması da büyük önem taşıyor. Çocuğa; özel bölgelere bakmanın, dokunmanın ve öpmenin her yerde herkesle olamayacağının öğretilmesi ve özel kavramından anlaşılması gerekenin açıklanması gerekiyor. Böylece çocuk hem kendi bedenine ve kimliğine saygı duyup sahiplenmeyi hem de kendini korumayı öğreniyor. Aksi halde bu değerlerin oluşmadığı, oluşsa bile zedelenebileceği belirtiliyor. Dr. Nüket İşiten, bu eğitimi almayan çocukların istismara açık hale geleceklerini söylüyor.
‘BABALAR, KIZLARINI DUDAKTAN ÖPMEMELİ’
“Bir kız çocuğunun babasıyla öpüşmesi bu çocuğun kafasını karıştırır mı” sorusuna, “Evet” yanıtını veren Nüket İşiten, bunun uygun bir ilişki ya da sevgi gösterme biçimi olmadığını söylüyor ve “Anne babalara önerim, mevsimleri mevsiminde yaşadıkları gibi dönemleri de o dönemde yaşayıp bitirmeleridir” diyor. Davranışlarda uçlara kayılmamasının en önemli mesaj olduğu belirtiliyor. Çocuğu bir konuda aşırı derecede korkutmak kadar gereksiz cesaret vermekten de kaçınılması gerekiyor.
Ankara İdare Mahkemesi’nin iptal kararını onadı.
ÖSYM, kararı resmi internet sitesinde duyururken, soruları yanıtsız bırakan adaylara ek olarak 1 puan verilmesi tepki topladı. Yerleştirilen 400 adayın kazanılmış hakkının korunacağını belirten ÖSYM, yeni tercih hakkı kazananların başvurularının alınacağını bildirdi.
Eylül 2010’da yapılması gereken Tıpta Uzmanlık Sınavı (TUS), Aralık 2010’da yapıldı. Diyarbakır’da görev yapan Dr. Muhammed Mustafa Aydınol, 9 sorunun yanlış olduğu iddiasıyla ÖSYM’ye başvurdu. Hatalı soruların olduğunu kabul etmeyen ÖSYM, aynı açıklamasında 9 sorudan 4’ünü iptal ettiğini açıkladı. Dr. Aydınol, yürütmeyi durdurma ve soruların iptali için, konuyu Ankara İdare Mahkemesi’ne taşıdı. Mahkeme, bilirkişi raporu doğrultusunda soruların iptali davasını açmaya karar verdi. Zamanaşımı endişesiyle Dr. Aydınol, dava sürerken TUS’tan aldığı 59.61 puanla tercih ettiği Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Plastik Cerrahi Kliniği’ne yerleştirildi.
HABERTÜRK’ün ortaya çıkardığı skandalda, Ankara İdare Mahkemesi soruların 5’inin de yanlış olduğunu belirleyerek, iptali yönünde karar verdi. ÖSYM, soruların hatalı olmadığında ısrar ederek, dosyayı temyiz için Danıştay’a taşıdı. Danıştay 8. Ceza Dairesi, Ankara İdare Mahkemesi’nin kararını yerinde bularak onadı.
Profesör, Ceyda Erenoğlu’na konuştu
CEYDA ERENOĞLU - HT PAZAR
Bu ülkede kadavralar ondan soruluyor. Hepsiyle ayrı bir duygusal bağ kurması ilk anda tuhaf gelse de Türkiye’de kadavra görmedenmezun olan tıp öğrencilerinin sayısı düşünüldüğünde, insan anatomi profesörü Yakup Tuna’ya saygı duyuyor. “Kadavra bağışı yapanları bir başka seviyorsunuzdur” dediğimde o ciddi görünüşün altındaki esprili ruh ortaya çıkıyor ve “Siz de yapın, sizi de ne kadar sevdiğimi göreceksiniz!” diyor.
‘VAZGEÇİRMEYE ÇALIŞTILAR’
“Neden kendinizi kadavra olarak bağışladınız” diyorum. “Örnek olmak için” diyor. Meslektaşlarının ve öğrencilerinin bu işe ne dediklerinimerak ediyorum, “Vazgeçirmeye çalıştıklarını” söylüyor. “Niye” diye soruyorum. Tebessümü yüzüne yayılırken “Benden sonra kendilerini baskı altında hissetmiş olabilirler” diye yanıt veriyor. Peki ya ailesi? Cevabı o kadar şaşırtıcı ki! Ailesinin bunu tıpkı sizin gibi bu satırları okuduklarında öğreneceklerini söylüyor. Bağışa ikna etmeye çalıştığı hiç kimsenin kendisine “Bizi iknaya çalışıyorsunuz ama acaba siz kendinizi kadavra olarak bağışladınızmı” diye sormadığını, hep bu soruyu duymaktan korktuğunu anlatarak “Artık sorabilirler” diyor.
KADAVRA GÖRMEDEN MEZUN OLANLAR
İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Anatomi Anabilim Dalı Başkanı kendisi. Temel Tıp Bilimleri’nde Bölüm Başkanı olarak görev yapıyor. Öğrenciliği ve öğretmenliği dahil tam 44 yılını Cerrahpaşa’da geçirmiş. 1970’lerde kadavra bağışı konusunda daha iyi durumda olduğumuzu söylüyor ve “O yıllarda 10 kişilik öğrenci grupları yılda 2 kez kadavra görüyordu” diyor. Peki ya şimdi? 50 kişilik 2 grupla yılda bir kez kadavra üzerinde çalışılması, bu alanda çekilen zorluğu gösteriyor. Üniversiteden kadavra görmeden mezun olan öğrencilerin durumu daha vahim. “Ne kaybederler” soruma çok net bir yanıt alıyorum: “Teorik olarak yapılanın yüzde 5’i, görülenin yüzde 20’si, kişinin kendi yaptığı uygulamanınsa yüzde 100’ü hatırlanır.”
‘BODYWORLDS SERGİSİ BAĞIŞLARI ARTIRDI’
Alman Doktor Gunther von Hagens’ın BodyWorlds sergisini hatırlarsınız. Hani hepimizin gözleri yuvalarından fırlamıştı. Prof. Dr. Yakup Tuna, bu sergiden sonra kadavra bağışlarının birmiktar da olsa hareketlendiğini ve özellikle kültür düzeyi yüksek kişilerin bedenlerini bağışlamaya başladıklarını söylüyor. Almanya’da çalıştığı dönemde koyacak yer bulamadıkları için kadavra bağışını kabul edemedikleri zamanlar olduğuna dikkat çeken Tuna, “Nedeni, bu ülkelerdeki cenazemasrafları çok yüksek olduğundan ailelerin ölülerine sahip çıkmak istememesi” diyor. Türkiye’deyse aileler dirilerine her zaman sahip çıkmasalar da ölülerine sahip çıkmada Almanya’dan daha iyi bir görüntü sergiliyor
KADINLAR ALTIN DEĞERİNDE
10 erkek kadavrasına karşılık bir kadın kadavrası çıkması, kadınların altın değerinde olduğunu gösteriyor. Prof. Dr. Tuna “Türk toplumunda erkekler daha çok ortada kalıyor. Halbuki yıllardır yüzü görülmemiş bir akraba için bile ‘Yazıklar olsun! Bir kadına sahip çıkamadılar’ dedirtmek istenmediği için cenazeler zaman kaybetmeden toprağa veriliyor” diyor.
KADAVRALAR ESKİSİ KADAR KOKMUYOR
Peki bir kadavranın işleme hazır hale getirilmesi ne kadar zaman alıyor? Bu soruyu “24 saat” diye yanıtlıyor. Bir tank içinde ortalama 20 litrelik solüsyon hazırlanıyor. Kadavraya atardamardan girilerek serumveriliyor. Kullanılan ilaçlar; alkol, fenol, gliserin ve formaldehit gibi kimyasallardan oluşuyor. Bakterilerin oluşumuna engel olan formaldehitin keskin bir kokusu var. Ama “Şimdiki kadavralar eskiye göre daha az toksik etki ve koku yapıyor” diyen Tuna, bazı öğrencilerin bundan çok etkilendiğini, bazılarınınsa çok çabuk alıştıklarını söylüyor.
EN BÜYÜK KAYNAK KİMSESİZLER
Prof. Dr. Yakup Tuna, kadavra olarak önlerine en çok kimsesizlerin geldiğini söylüyor. Yasal olarak kimsesiz bir kadavranın, yakınının ortaya çıkma ihtimaline karşılık 6 ay bekletilmesi gerekiyor. Bu sürede birinci derece akrabasının almak istemesi halinde kadavra “üzülerek” geri veriliyor. “Tıbbın gelişmesine yardımcı olan birçok kadavranın ziyan oluşuna içimgidiyor” diyen ve bu noktada belediyelerlemeslektaşlarını daha dikkatli olmaya çağıran Tuna, kadavraları sadece öğrencilerin eğitimi için değil uzmanlık sonrası eğitimde de sık kullandıklarını söylüyor. Uzman hekimlere yönelik düzenlenen beyin cerrahisi ve ortopediyle ilgili kurslarda yeni teknolojiler önce kadavralar üzerinde gösteriliyor. Uygulamanın canlıda yapılması halindeyse cezayı vatandaş çekiyor.
KADAVRA KAYNAĞIYIZ AMA GÖNDERİM YAPAMIYORUZ
1970’li yıllardan itibaren Türkiye’nin kadavra kaynağı Cerrahpaşa Tıp Fakültesi. Bu protokol şu an bile geçerli olsa da kadavra sayısı az olunca farklı yerlere kadavra göndermek pek mümkün olmuyor. Yıllar önce anatomi uzmanı olarak Trabzon’a gittiğini ve 7 kezmezun veren tıp fakültesine bir kadavra götürdüğünü söyleyen Tuna, bunun ilde çok ses getirdiğini ve haber olarak yayınlandığını anlatıyor. Tuna’ya, yurtdışından kadavra getirilmesine nasıl baktığını sorduğumda, “Bumümkündür ama yurtdışından ithal edilen bir kadavranın maliyeti 60 - 70 bin Euro’ya çıkıyor” diyor. Oysa kendilerinin yaptıkları kadavra dağıtımında sadece kullanılan ilaç ve solüsyonların parası alınıyor.
‘BAĞIŞ YAPTIRDIĞIM ÖĞRETMENİ İNCELEDİM’
Öğretimüyesi olduğunda, asistanken bağış yapmasını sağladığı bir öğretmenin kadavrasını incelediğini anlatıyor. Kendini bağışlayanlardan birinin de Adli Psikiyatri Uzmanı Doç Dr. Kriton Dinçmen olduğunu söyleyen Tuna, yaptığı bağış nedeniyle hocaya çok büyük saygı duyduklarını ve kadavrasını son derece özel durumlarda kullandıklarını anlatıyor. “Peki ya sizin aileniz, onları kadavra bağışı yapmaya teşvik ettinizmi” diye soruyorum. “Gönülden yapmak isterlerse yapabilirler. Ben kimseye bir şey empoze etmem” diyor.
İNCELEME SÜRESİ SONRASINDA GÖMÜLÜYORSUNUZ
Toplumda “Bu dünyadan nasıl gidersemöbür dünyada da öyle görünürüm” şeklinde bir düşüncenin hâkimolduğunu söyleyen Tuna, bu düşüncenin organ bağışı yapılmamasına neden olduğuna dikkat çekiyor. Trafik kazalarında her gün onlarca kişi ölürken ziyan olan organlar, ihtiyacı olanların hayatta kalma şansını yok ediyor. Bu tip kaygılara kapılmaya gerek olmadığını söyleyen Tuna, yıllarca tıp adına kadavra olarak kullanılan bir kişinin, inceleme süresi bittikten sonra istediğimezarlığa istediği şekilde girme şansı bulunduğuna dikkat çekiyor. Bütün bu maddelerin kadavra bağış tutanağında yer aldığını bilmeniz sizi kadavra bağışı yapmaya teşvik edermi bilinmez ama o bunu ümit ediyor.
‘Kadavra geldiğinde sevinci ve hüznü birlikte yaşarım’
Kadavra geldiğinde sevinir misiniz?
Üzüntü ve sevinç duygularını bir arada yaşarız.
Hiç çocuk kadavranız oldu mu?
Bu zamana kadar hiç olmadı.
Kadavranın parfüm kokması mümkün mü?
Günümüzde her şey mümkün. Hiç kimse kötü koku bırakmak istemez. Fakat çok az kadavramız olduğu için öğrenciler buna da razı.
Kadavra bağışı yapmak isteyen biri size ulaştığında ne yapıyorsunuz?
Kararını değiştirmesin diye buraya kadar gelmelerini bile beklemeden evine kadar gidiyorum.
Kendi bağışınızla ilgili ne düşünüyorsunuz?
Öğrencilerim ben öldükten sonra bile benden kurtulamayacaklar ve bedenimden öğrenmeye devam edecekler diye seviniyorum.
Kendinizi kadavra olarak bağışlamanızla ilgili espri yapıyor musunuz?
Bu yıl öğrencilerime, “Eksik kalan bilgileriniz olursa ölümümden sonra benden öğrenebilirsiniz, o yüzden öğrenemedim diye üzülmeyin” demeyi düşünüyorum.
Kendinizi ideal bir kadavra olarak görüyor musunuz?
Kendine bakan bir insanım ama bağıştan sonra bedenime daha da dikkat eder oldum. Bence fena değilim.
KADAVRADA OBEZİTE TEHLİKESİ
Prof. Dr. Yakup Tuna, Cerrahpaşa’da şu an sadece 10 kadavra bulunduğunu, bunların en eskisinin 15 yıllık olduğunu söylüyor. Bilinçli bakılıp doğru ilaçlandığı sürece bu kadavralardan yararlanma konusunda zaman sınırlaması bulunmuyor. Ölümden sonra kendilerine geç ulaştırılan kadavraların kaybedilme riskiyse huzursuz ediyor. İnsan, “İdeal kadavra var mıdır” diye merak ediyor. Yanıt çok açık: “Genç ya da yaşlı olması fark etmiyor. Bizim için yağlı olup olmaması önemli.” Anlıyorum ki obezite, sadece yaşarken değil ölümden sonra da tehdit olmaya devam ediyor!
‘Dinen sakıncası yok’
Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Bayraktar Bayraklı, “Vücudun tamamını veya bir bölümünü bilimsel araştırma için bağışlamak dinen caizdir” diyor.
Beden bağışı yapmak için
İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Anatomi Ana Bilim Dalı Başkanlığı’na 0212 414 30 57 veya 0212 414 30 62 numaralı telefonlardan ya da cftanatomi@istanbul.edu.tr mail adresinden ulaşılabilir.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)