21 Temmuz 2012 Cumartesi
2012 Teravi Namazlarını Kaçırmayın
Ramazan ayı geldi çattı. Ancak, hala neler yapılması gerektiğini ve neler yapılmaması gerektiğini öğrenemedik. Dün gece ilk iftar açıldı. iftar saatlerinden sonra ise hastane kapıları yanlış iftar yapan ve ağırlaşan kişilerle doldu. Tabi bu yoğunluğun sebebi oruç tutmak değil, iftarda yanlış yiyecekler yemektir. Tüm bunlara rağmen sorun olmadığını söyleyip bu akşam iftar yine aynı şekilde yemek yiyeceklerde mevcut.
Ramazan Bayramı öncesi büyük bir sağlık sıkıntısı yaşamamak için iftar saatinde az yemek yiyerek, hatta sadece çorba, su, meyve suyu tarzı sulu gıdalar yiyerek 45 dakika yada 1 saat kadar beklemek doğru olacaktır. Bir anda yemekleri miğdeye yüklemek çok ağır sağlık sorunlarına sebep olabilir. 1 saat sonrasında hafif yemeklerle devam edilmeli ve hafif yemeklerde de miğdenin dolduğunu hissettiğiniz anda yemeyi bırakarak 30 dakika beklemeli ve yürüyüşe çıkmalısınız. En az 10 dakikalık bir yürüyüşün ardından tekrar hafif yemekler yiyebilir veya sulu gıdalar örneğin meyve tarzı besinlerle beslenebilirsiniz. Ardından Sahura kadar birşey yemeden miğdenin yiyecekleri eritmesi için müsade edilmeli ve sahurda kahvaltı tarzı hafif ancak tok tutucu bir beslenme şekli gerçekleştirilmelidir. Sahurda yenilen yemekten hemen sonra uyumak yanlış olacaktır. Bunun yerine biraz beklemeli veya mümkünse kısa bir yürüyüş yapılmalıdır. Ayrıca sahurda çok fazla su içmek sabah kalktığınızda tüm suyun vücuttan atılmasına ve vücudun daha fazla su ihtiyacı olmasına sebep olacaktır.
6 Temmuz 2012 Cuma
Kürtajda her ilde başka durum
Yasaya göre isteğe bağlı kürtaj 10 haftaya kadar serbest. Ancak devlet hastanelerinde bu sürenin 6 ila 8 hafta arasında olduğunu ortaya koydu. Gebelik 9.5 hafta ise “Bize gelmeyin” diyorlar.
Sağlık Bakanlığı’na bağlı devlet hastanelerinde uzun süredir tartışılan kürtajla ilgili birbirinden farklı sonuçlar ortaya çıktı. Mevcut yasaya göre isteğe bağlı kürtaj, 10 haftaya kadar olan gebeliklerde yapılabiliyor. Üstelik annenin evli olması şartı da aranmıyor.
Ancak araştırmaya göre İstanbul’da kürtaj yapan hastane sayısı yok denecek kadar az. Aynı şey diğer iller için de geçerli. Aile Planlaması Merkezi olan hastanelerde ise kürtaj için gebeliğin 6 ile 8 hafta olması şartı aranıyor. Habertürk muhabirinin hastanelerle yaptığı telefon görüşmelerinde ortaya çıkan tablo şöyle:
İSTANBUL KANUNİ SULTAN SÜLEYMAN EĞİTİM VE ARAŞTIRMA HASTANESİ
- Kürtaj prosedürü nedir acaba?
Yasal sınır 9-10 haftaya kadar, randevunuz varsa veriyoruz.
- Bizimkisi 9.5 hafta, olur mu acaba?
9.5 hafta mı? 9.5 haftaysa hiç gelmesin bize.
HASEKİ HASTANESİ
- Kürtaj yaptırmak istiyoruz, 9 haftalık mümkün mü?
Yok almıyoruz.
İZMİR DR. EKREM HAYRİ ÜSTÜNDAĞ KADIN HASTALIKLARI HASTANESİ
- Kaç haftaya kadar kürtaj yapıyorsunuz?
Biz 8 haftaya kadar alıyoruz.
- Bu yeni bir uygulama mı?
Hayır, yıllardan beri böyle.
KONYA DR. FARUK SÜKAN DOĞUM VE ÇOCUK HASTANESİ
- Prosedür nedir acaba?
Resmi nikâhı varsa 6 haftayı geçmemek şartıyla eşiyle gelip imza veriyor. - Eşiyle mi?
Evet resmi nikâh diyoruz ya, eşiyle beraber gelecek. Eşi imza verecek.
- Bekârsa olmuyor mu?
ALANYA DEVLET HASTANESİ
- Kürtaj yaptırmak istiyoruz, prosedürü nedir?
Sağlık nedeniyle mi yoksa isteğe bağlı mı?
-İsteğe bağlı
İsteğe bağlı kürtaj yapılmıyor.
- Neden?
Devlet hastanesinde yapılmıyor. Özel hastanelere sorun.
ERZURUM NENEHATUN HASTANESİ
- Kürtaj yapılıyor mu?
Aile planlamasında yapılıyor, 8 haftaya kadar.
- 10 hafta değil mi?
Hayır 8, yıllardır böyle.
VAN DEVLET HASTANESİ
- Kürtaj yapılıyor mu?
Yapılıyor
- Prosedür nedir?
Ultrasonla kalp atışlarına bakılıyor. Kalp atışları yoksa kürtaj oluyor, bebek yaşıyorsa olmuyor.
- Siz hemşire misiniz?
Hayır ben ebeyim.
- Ama devlet hastanelerinde 10 haftaya kadar yapılıyor yasaya göre?
Kesinlikle yasak, kanunen öyle bir şey yok.
RİZE İL SAĞLIK MÜDÜRLÜĞÜ ANA ÇOCUK SAĞLIĞI BİRİMİ
- Kürtaj yapılabiliyor mu?
Kürtaj yasaklandı.
- Nasıl olur, serbest?
Bakanlık genelgesine göre haftası uyumluysa alınır. Yani gebelik 10 haftaya kadarsa bütün hastanelerde yapılıyor.
Bakanlıktan fişleme iddialarına tepki
Sağlık Bakanlığı yetkilileri, “kısa mesaj ile hamilelik bildirimi” ve “fişleme” iddialarının aile hekimliği hizmetini aksatmasından endişeli.
Aile hekimliğinde bu tür uygulamalar olmadığını bildiren Sağlık Bakanlığı Türkiye Halk Sağlığı Kurumu Başkanı Mustafa Aksoy, “Kısa mesajla aile hekimi doğum günü kutlayabilir, ama 'kızınız hamile tebrikler' demez” vurgusunu yaptı.
Sağlık Bakanlığı Türkiye Halk Sağlığı Kurumu Başkanı Mustafa Aksoy, aile hekimliği sistemindeki uygulama ve yenilikleri anlattı.
Aile hekimliği sayesinde birinci basamaktaki hekimlerin sisteme dahil edildiğini anlatan Aksoy, “Eğer aile hekimlerinin belirli bir sayıya ulaşmasını bekleseydik 2025 yılını beklememiz gerekirdi. Sevk zinciri uygulamasına daha bir süre geçmeyi planlamıyoruz. Eğer özel sağlık kuruluşları ve hastanelerdeki hasta karşılamaları olmasa aile hekimleri işin altından kalkamaz. Bu nedenle sevk zinciri devam etmeli” diye konuştu.
Türkiye'de 20 bin aile hekiminin görev yaptığını, bir aile hekiminin ortalama 3 bin 650 kişiden sorumlu olduğunu ifade eden Aksoy, bu oranın kırsalda 3 bin 200, kentte ise 3 bin 800 olduğunu söyledi. Aksoy, “Biz bir aile hekimine 2 bin nüfus düşsün istiyoruz. Aksi takdirde sevk zinciri yürümez” dedi.
SMS İDDİALARI
Aile hekimlerinin bir sağlık danışmanı gibi görülmesi, sadece hastalıkta değil sağlıklıyken de aile hekimiyle irtibat halinde olunması gerektiğini belirten Aksoy, son zamanlarda gündeme gelen “Kısa mesajla hamilelik bildirimi” iddialarıyla ilgili şu değerlendirmelerde bulundu:
“SMS diye bir uygulamamız yok. Aile hekimiyle aileyi birbirini tanıyan grup olarak görüyoruz. Sadece hastayken değil sağlıklıyken de görüşeceği bir danışman olarak görüyoruz. Sağlıklıyken görüşeceği birini vatandaşın kendisinin seçmesini istedik. Aile hekimine diyoruz ki, 'sizin hizmetinize ihtiyacı olan, koruyucu hekimlik hizmetine ihtiyacı olan vatandaşları bulacaksınız, takip edeceksiniz, tespit edeceksiniz. Aile hekimleri özürlüleri, bebekleri, gebeleri, kronik hastalığı olanları, hizmete ihtiyacı olanları sağlıkla ilgili beklentilerini yerine getirmekle görevliler. Biz, anneler ölmesin, bebekler ölmesin, gürbüz çocuklar yetişsin istiyoruz.”
BİR KİŞİ BİLE İHMAL EDİLMEMELİ
Aile hekiminin kendisine kayıtlı kişileri takip zorunluluğu bulunduğunu hatırlatan Aksoy, “Bir kişinin bile ihmal edilmemesini, aile hekimi ile vatandaşın senede en az bir kez bir araya gelmesini istiyoruz” dedi.
Aile hekimlerinin kayıtlı kişilerin sağlık durumuyla ilgili her türlü bilgiye sahip olmasının büyük önem taşıdığına işaret eden Aksoy, “Kronik hastalık takip işini aile hekimleri üzerinden yapacağız önümüzdeki dönemlerde. Gebeyi fark ettiğinde de kaçırmaması lazım” diye konuştu.
SAĞLIK BİLGİLERİNİN İZLENMESİ
Kişilerin sağlık bilgilerinin izlenmesi için sağlık müdürlükleri aracılığıyla özel sağlık kuruluşlarının bilgilerinin aile hekimine bildirildiğini anlatan Aksoy, İstanbul'daki “Gebe Bebek Loğusa İzleme Sistemi”nin (Gebliz) de böyle bir sistem olduğunu söyledi.
Aksoy, şunları belirtti:
“Hamileliği aile hekimi öğrendiyse kişi izlendiğini bilmek zorunda. Özele de gitse aile hekimi sistemine kaydolmuşsa gebelikle ilgili bilgisi girilmişse biz aile hekiminden bunun takibini bekliyoruz. Aile hekiminin 6 ayda bir doğurganlık çağındaki kişileri takip görevi var. Gebliz projesiyle İstanbul'daki hem resmi hem de özel hastaneler sağlık müdürlüğüne 'şu kadar anne doğum yaptı, TC kimlik numaraları şunlar' deyip bilgi veriyor. Farklı şehirlerde de bunlar başka projeler altında yapılıyor. Bunların hepsini tek bir sisteme dahil etmeyi düşünüyoruz. Bilgiler online olarak aile hekimine aktarılacak. Böylece aile hekimlerinin işi de kolaylaşacak.”
SİSTEMİ BİR KAÇ YERDEN BESLİYORUZ
Aile hekimlerinin görevlerini daha iyi yerine getirebilmeleri için bakanlık olarak da destek verdiklerini anlatan Aksoy, sistemi birkaç yerden “beslediklerini” söyledi.
Mustafa Aksoy, şöyle konuştu:
“Hastanede yapılan doğumlardan, nüfus vatandaşlıktan, özel merkezlerden bilgi alıp besliyoruz. Bulduğumuzu sisteme giriyoruz, bilgiler örtüşüyor. Yüzde 94 hastanede, yüzde 6 hala evde doğruyor. Evde doğuranı tespit etmek için bu gerekiyor. Vatandaşa götürülecek hizmeti hızlı ve kolay hale getirmek için bu bilgilere ihtiyacımız var.”
"FİŞLEME" İDDİALARI
“Fişleme” iddiaları da sorulan Aksoy, şunlara dikkati çekti:
“Fişlemede hakkın gasbı söz konusudur. Halbuki insanlara 'devlet olarak sana hizmet etmek istiyorum' diyorsunuz. Bir grup insanımız 'devletim beni soruyor, merak ediyor' diyor, bir de böyle yalan yanlış haberlerden yola çıkıp 'Beni mi fişleyeceksin?' diyen var. Fişlemeyle ilgili bize geri dönüşler olmaya başladı.”
Bazı aile hekimlerinin çocuklarının aşısı için aradıkları ailelerden “fişleme” tepkisi görmeye başladıklarını ifade eden Aksoy, aşı yapılmayan çocuklarda ya da takip edilmeyen gebelerde ileride sağlık sorunları ortaya çıkabileceğinden endişe duyduklarını ifade etti.
Aksoy, şöyle konuştu:
“Biz tıp merkezleri, poliklinikler, özel hastanelerle çalışıyoruz. Bize belli platformlarda belli bilgileri girmeleri gerekiyor mevzuat gereği. Bu bilgileri girmezlerse farklı uygulamalar söz konusu oluyor o zaman. Antalya'ya gidiyorsunuz, otele yerleşeceksiniz, nüfus cüzdanınızın fotokopisini çekiyorlar, bilgileriniz yarım saat içinde emniyete gidiyor. Emniyet Müdürlüğü de bu ülkenin birimi, Sağlık Bakanlığı da. Bunu böyle algılamak lazım. Biz bu takipleri fark edip yapmazsak o zaman insanlar çok daha acil durumlarda bizim karşımıza yardım etme imkanımızın sınırlı olduğu hallerde geliyorlar. Amacımız bu. Niye şahsi olarak özelleriyle ilgilenelim yoksa?”
BİLGİLERİN MAHREMİYETİ
“Bu bilgilerin kötü amaçlarla başkaların eline geçmemesi açısından çalışmalarınız var mı?” sorusu üzerine ise devlet memurlarının kişisel bilgilerin mahremiyetini koruma görevi olduğunu anımsattı.
Aksoy, “Bugün için teknolojinin izin verdiği her türlü tedbiri alıyoruz. Çalışanlar dışında bu bilgilerin paylaşılmasına izin vermiyoruz. Kısa mesajla aile hekimi doğum günü kutlayabilir, ama 'kızınız hamile tebrikler' demez. Böyle bir uygulama yok” şeklinde konuştu.
Bu tür iddiaların aile hekimliği hizmetini aksatmasından duyduğu endişeyi dile getiren Aksoy, “(Benim de başıma gelir) diye düşünerek aile hekimine gitmeyenlerin sorumluluğu ne olacak?” diye konuştu.
Erken ergenlik sebebi olabilir
Acıbadem Kadıköy Hastanesi çocuk ve ergen endokrinolojisi uzmanı Prof. Dr. Serap Semiz, erken ergenliğin çocuğun psikolojik sorunlar yaşamasının yanı sıra ileride kısa boylu kalmasına da neden olabildiğini bildirdi.
Prof. Dr. Semiz, yaptığı yazılı açıklamada, çocukların ergenlik başlama yaşının genellikle anne-babanın ergenlik yaşlarına paralellik gösterdiğini belirterek, ancak bazen çocukların erken dönemde ergenliğe girebildiklerini ve bu durumun hem ruhsal hem fiziksel sağlıklarını olumsuz yönde etkilediğini kaydetti.
"ÇOCUKLARINIZI DOĞAL YOLLARLA BESLEYİN"
Erken ergenliğin tek bir nedeni olmadığı için tamamen önlenmesinin mümkün olmadığını aktaran Semiz, ancak çocukların katkılı gıdalardan uzak tutulması, sağlıklı ve dengeli beslenmelerinin sağlanması, aktivitelerinin artırılması, spora yönlendirilmesi ve cinsel uyarılardan korunmasının önem taşıdığını kaydetti.
Semiz, “Aileler, çocuklarında erken ergenlik belirtileri fark ettiklerinde zaman kaybetmeden uzman bir hekime başvurmalıdır. Çünkü erken ergenlik, çocuğun psikolojik sorunlar yaşamasının yanı sıra ileride kısa boylu kalmasına da neden olabiliyor” uyarısında bulundu.
"KİMYASALLAR DA SEBEP OLABİLİR"
Erken ergenliğin, hormonlu yiyecekler ile plastik, deterjan, böcek ilaçları ve endüstriyel kimyasallar gibi dışarıdan alınan maddelerle ilişkili olabildiğini kaydeden Semiz, hızlı boy ve kilo artışı ile cinsiyet özelliklerinin belirginleşmesiyle erken ergen olan çocukların akranlarından farklılaşmasının çeşitli sorunlara yol açtığını vurguladı. Semiz, açıklamasında “Erken ergenlikte yaşanan bir başka önemli sorun ise boy kısalığı. Cinsiyet hormonlarının etkisiyle yaşıtlarından önce hızlı boy atan çocuğun kemiklerindeki büyüme kıkırdakları erken kapanacağı için büyümesi yaşıtlarından önce tamamlanıyor ve final boyu kısa kalıyor” görüşüne yer verdi.
Bu durumda ihtiyaç duyulursa hormon tedavisine başvurulabildiğine dikkati çeken Semiz, genellikle ailelerin çocuklarına hormon verilmesine dair endişeleri olduğunu, oysa bu tedavide kullanılan ilaçların kalıcı etkileri olmadığını belirtti.
Balina eti sağlığa zararlı
Uluslararası Balina Avcılığı Komisyonu (IWC), balina etinin insan sağlığına zararlı olduğu uyarısı yaptı.
IWC'nin Panama'da yapılan yıllık kongresinde kabul edilen kararda, balina etinde çok sayıda zararlı madde bulunduğu belirtildi. Özellikle balina avlanan ülkelerde tüketicinin tehlikeler konusunda bilgilendirilmesi gerektiği vurgulanırken, balina etindeki zararlı maddelerin en çok hamile, çocuk ve yaşlılar için tehdit oluşturduğu ifade edildi.
Karar, hayvan koruma örgütleri tarafından memnuniyetle karşılandı. Pro Wildlife örgütünde görevli biyolog Sandra Altherr, balina etindeki toksik maddelere dikkati çekerek, Dünya Sağlık Örgütü'nü (DSÖ) bu konuya eğilmeye çağırdı.
Keneler şimdi bittiniz
Sağlık Bakanlığı’nın, Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) hastalığı nedeniyle ölümlerin yeniden artış göstermesi üzerine risk grubundaki 20 ile gönderme kararı aldığı Kene Eğitim ve Koruma Seti, Çankırı’nın Ilgaz ilçesinde dağıtıldı.
Ilgaz Toplum Sağlığı Merkezi’ne bağlı 4 ekip, 74 köyün 48’inde kene ile ilgili saha çalışması yaptı, 5 bin ‘Kene Eğitim ve Koruma Seti’ dağıtıldı. Kapı kapı dolaşarak setler dağıtılırken, görevli sağlık personelleri kenenin nasıl çıkarılacağı konusunda uygulamalı eğitim de veriyor.
3 kişiye hayat verecek
29 Haziran'da halk otobüsünde başından vurulan ve İbrahim Tatlıses'in sahip çıktığı, ancak kurtarılamayan Yusuf Kerem Demirel'in organları ailesi tarafından bağışlandı. 8 yaşındaki Yusuf'un organları 3 kişiye hayat verecek.
Şanlıurfa'da 29 Haziran 2012 tarihinde çıkan silahlı çatışma sırasında, halk otobüsünün içindeyken kurşun isabet etmesi sonucu talihsiz bir şekilde yaralanan 8 yaşındaki Yusuf Kerem Demirel, Acıbadem Hastanesi'nde solunum desteğine bağlı olarak yaşam mücadelesini veriyordu. Uzmanlar tarafından beyindeki hasarın onarılamaz halde olduğu tespit edilen Yusuf Kerem'in beyin ölümünün gerçekleşmesi üzerine anne ve babası tarafından bağışlanan organları, 3 kişiye daha hayat verecek.
Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı Organ Nakli Koordinasyon Kurulu organizasyonuyla alınan böbreğinden biri Ankara'da, diğer böbreği ve karaciğeri İstanbul'da doku uyumu saptanan hastalara bugün gerçekleştirilecek operasyonlarla nakledilecek.
E-reçete sevildi
Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) Başkanı Fatih Acar, bugüne kadar sağlık hizmet sunucularından MEDULA Sistemi'ne girilen e-reçetelerin yüzde 76,19'unun aile hekimlikleri, yüzde 14,59'unun özel hastaneler, yüzde 8,09'unun devlet hastaneleri ve yüzde 1,13'ünün de üniversite hastaneleri tarafından oluşturulduğunu söyledi.
Acar, yaptığı açıklamada, Türkiye açısından son derece önemli olan e-reçete uygulamasını 1 Temmuz itibarıyla hayata geçirdiklerini hatırlattı.
e-reçete uygulamasının doktorlar, eczaneler ve hastalar için birçok kolaylığı barındırdığını ifade eden Acak, “1 Temmuz tarihi çok önemli bir tarihti, burada önemli sıkıntılar yaşanabilirdi ama çok şükür çok ciddi sıkıntılar yaşamadık. Sadece ilk gün, bizim hizmet aldığımız telekomünikasyon firmasının 3 saatten fazla hizmet sunamamasından kaynaklanan, yani SGK ile ilgisi olmayan bir olay nedeniyle biraz sıkıntı yaşadık” dedi.
Bugün gelinen noktada sıkıntıların önemli ölçüde görülmediğini bildiren Acar, şöyle devam etti:
“Bunu zaten her gün takip ediyoruz. 10 büyük ilimizde çalışma ekipleri kurduk, bu arkadaşlarımız sahaya iniyorlar, 10 büyük ilimizdeki fotoğrafı her günün sonunda bana getiriyorlar. Ben de uygulamamızın nasıl olduğunu takip ediyorum. Şu an itibarıyla geldiğimiz noktada, sistem güzel bir şekilde işliyor, devam ediyor. Ama takdir edersiniz, çok önemli, büyük bir sistem, milyonları ilgilendiren bir sistem. Zaman zaman teknik sıkıntılar olabilir, arızalar olabilir ama inşallah sisteme tam anlama geçtiğimizde Türkiye açısından çok önemli bir kazanım gerçekleşmiş olacak.”
DOKTORLARA ÇAĞRI: "ŞİFRELERİNİZİ ALIN"
Haziran ayı ile Eskişehir, Konya ve İstanbul'da başlatılan pilot uygulamanın 13 Haziran'dan sonra Türkiye'ye yayıldığını anımsatan Acar, pilot uygulamanın yürütüldüğü bir aylık süre içerisinde, 1 milyon 629 bin 829 e-reçete üretildiğini açıkladı.
Acar, e-reçete uygulamasını başlatmadan önce tüm doktorlara sistemden şifreleri almaları yönünde çağrıda bulunduklarını, uygulanma başlamadan şifre alan doktor sayısının 50 bin 450 olduğunu bildirdi.
Şu anda 110 bin doktorun aktif olduğunu belirten Fatih Acar, şunları kaydetti:
“110 bin doktorun 71 bin 829'u şifrelerini almışlar. Biz, şifresini almayan diğer doktorlarımıza da en geç 1-2 hafta içerisinde bu şifrelerinizi de alın diyoruz. Uygulamanın e-reçete ve kağıt reçete olarak devam etmesinin nedeni, vatandaşlarımızın bir mağduriyet yaşamamasıdır. Yoksa, SGK olarak 1 Temmuz itibarıyla bu sisteme geçtik. Tüm doktor arkadaşlarımız şifrelerini alsınlar, doktorlarımız bu hassasiyet göstersin.”
"E-REÇETELERİN ECZANELER TARAFINDAN KARŞILAMA ORANI YÜZDE 64"
SGK Başkanı Acar, e-reçete uygulamasının başladığı 1 Temmuz'dan itibaren gerçekleşen rakamlara ilişkin, “1-4 Temmuz 2012 tarihleri arasında toplam 3 milyon 139 bin 160 adet reçete üretilmiş. Bunların 1 milyon 652 bin 253 adedi e-reçete olarak sisteme girilmiş. Yaklaşık yüzde 50 oranında sisteme e-reçete olarak kayıt gerçekleşmiş. Bu, bu kadar kısa sürede sevindirici bir neticedir” dedi.
Sağlık Hizmet Sunucuları tarafından MEDULA Sistemine kaydedilen 1 milyon 652 bin 253 e-reçetenin, 1 milyon 57 bin 386'sının eczaneler tarafından sisteme girildiğini ifade eden Acar, hastaların ilaçlarını sorunsuz bir şekilde aldığına dikkati çekti.
Acar, “Sağlık hizmet sunucularından girilen e-reçetelerin eczaneler tarafından karşılanma oranı yüzde 64 oldu. Bu önemli bir orandır, ama biz istiyoruz ki 1 ay içinde sistemi hep beraber oturtalım” diye konuştu.
81 İLİMİZDE AİLE HEKİMLİKLERİ TARAFINDAN E-REÇETE YAZILIYOR
e-reçete uygulamasını 1 ay içinde hedeflenen şekilde işletmeyi amaçladıklarını anlatan Acar, bugüne kadar sağlık hizmet sunucularından MEDULA Sistemi'ne girilen e-reçetelerin yüzde 76,19'unun aile hekimlikleri, yüzde 14,59'unun özel hastaneler, yüzde 8,09'unun devlet hastaneleri ve yüzde 1,13'ünün de üniversite hastaneleri tarafından oluşturulduğunu söyledi.
Acar, uygulamaya ilişkin şu bilgileri verdi:
“Şu anda 81 ilimizde aile hekimlikleri tarafından e-reçete yazılıyor. Devlet hastanelerimize bakıldığı zaman, 900 devlet hastanesi olduğu düşünülürse 639 tesiste tam olmasa bile şifre alınmış ve e-reçete yapılabiliyor. Özel hastanelerimizde bin 191 tesiste e-reçete yazılabiliyor, toplam bin 850 tesisimiz var. 88 üniversite hastanemizin 63'ünde e-reçete yazılabiliyor. Bu, 63 üniversitemizin tamamında yüzde 100 e-reçete yazıldığı anlamına gelmiyor. Burada şifre almamış doktorlarımız olabilir. Biz, e-reçete yazılan tüm hastanelerimizdeki şifre almayan doktorlarımızın şifre alarak sisteme girmesini ve hiç sisteme girmeyen hastanelerimizin hazırlıkları yapıp sisteme girmelerini istiyoruz.”
ECZACILAR DA SİSTEMDEN MEMNUN
Türk Eczacıları Birliği (TEB) ile de süreç içinde sık sık görüştüklerini ifade eden Acar, eczacıların da sistemden memnun olduğunu dile getirdi.
Başlangıçta, zaman zaman teknik sorunlar yaşanabileceğine işaret eden Acar, “Eczaneye gidildiği zaman vatandaşımız bazen kısa da olsa beklemek zorunda kalabilir. Muhtemel sorunlar yaşanabilir ama bu çerçevede biraz daha anlayış, hoşgörü bekliyoruz. Çünkü Türkiye açısından önemli bir sistem” dedi.
Acar, e-reçete uygulamasıyla kağıt tasarrufu sağlanacağını, kırtasiye işlemlerinin ve arşiv ihtiyacının ortadan kaldırılacağını, suistimallerin engelleneceğini, hata ve karışıklıkların önüne geçileceğini vurguladı.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)